Kaynak: www.hbr.org 

Tercüme: Rena Bilgin KOÇ

Kontrol Edebileceğimiz Bir Salgın 

Sigal Bersade
26 Mart 2020

 

Korkuyorsunuz. Aileniz korkuyor. Sosyal medyada takip ettiğiniz herkes korkuyor. Ve bunun için geçerli bir nedenleri var: Her şey belirsiz. Kontrol bizdeymiş gibi hissetmiyoruz. Her şey değişiyor, ve bu çok hızlı bir şekilde oluyor. Kuralları ise bilmiyoruz. Bize, ailelerimize ve geçim kaynaklarımıza ne olacağından hiç emin değiliz. Mevcut durum kısa süreceğe de benzemiyor. Peki, bu durumda ne yapmalıyız?

Tıp ve halk sağlığı alanlarındaki büyük isimler, Koronavirüs’ü kontrol etmek ve yayılmasını engellemek için ellerinden gelenin en iyisini yaparken, bizler de onların tavsiyelerine kulak veriyor ve onların her söylediğini dikkate alıyoruz. Ancak, duygusal zeka uzmanlarının da, başıboş hareket etmesine izin verilirse işleri daha da kötüleştirebilecek bu azgın salgınla baş etme yolunda çok etkili bir önerisi var: Olumsuz duygusal etkilerden kaçınarak, olumlu duyguları ön plana çıkartmak. Eğer bunu başarabilirsek, bu salgına karşı kendimizi çok daha hazırlıklı hissedebilir ve söz konusu tedirgin edici bu ortamda daha fazla kontrol sahibi olabiliriz.  

Paniğin hızla yayılabilen bir şey olduğunu uzun zamandır biliyoruz. Ancak, uzmanlar yakın zamanda, “duygusal salgının” da toplumda hızla yayılabildiğini, ve olumlu-olumsuz tüm duyguların, toplumun düşünce ve aksiyonlarını hızla etkisi altına alabildiğini saptadılar. “Duygusal salgın” kavramını tam olarak anlamak, olumsuz hislerin yarattığı etkiyi azaltma ve daha az telaşlı hissetme konusunda bize katkı sağlayacaktır.

 

Bu konuda yapılan araştırmada da görülebileceği üzere, “duygusal salgın” kavramının ve bu kavramın bizim davranışlarımız üzerindeki etkilerinin pek de farkında değiliz. Duygusal salgın denilen şey, diğerlerinin yüz ifadelerini, beden dillerini ve ses tonlarını otomatikman taklit etmeye başladığımızda başlıyor. Aslında taklit etmek, her birimize doğuştan “yüklenmiş” olan bir özellik. Hayatımızın geri kalanındaki etkileri ise, taklidin “bulaşıcı” olan etkisi. Belli başlı psikolojik ve nörolojik süreçler sonucunda, taklit ettiğimiz duyguları yaşamaya başlıyoruz. Bununla da kalmayıp, onları diğer kişilere “bulaştırıyor” ve daha da yayılmalarına neden oluyoruz.  

Hepimizin bildiği üzere, endişelenmek için geçerli sebeplerimiz varsa, diğerlerinin geçerli nedenlere dayanan korkularından etkilenmeye daha meyilli oluyoruz. Beraber çalıştığımız kişilerin, izlediğimiz haberi sunan kişinin, sosyal medyadaki arkadaşlarımızın veya ailemizin olumsuz duygularından etkilenmemiz çok normal. Ancak, yaptığımız şey ise aslında şu: onların yaşamakta olduğu bu anksiyeteyi, kendi duygumuz gibi benimseyip, diğer insanlara taşıyoruz. Bu anksiyeteyi taşıdığımız kişiler ise, onu alıp yeniden bize iletiyorlar. Bu da içinden çıkılamaz bir kısır döngüye neden oluyor. 

Duygular her ne kadar yüz yüze iletişimde daha bulaşıcı olsalar da, internet üzerinden kurulan ilişkiler vasıtasıyla bulaştırılmaları da mümkün. Kısacası, telefon, e-posta veya diğerleriyle uzaktan kurduğumuz iletişim esnasında da bu olumsuz duyguları onlara bulaştırıyor olmamız olası. İzolasyonun, sosyal açıdan yalnız hissetmeye neden olduğu da bir gerçek. İzolasyonda olmak ve beraberinde gelen bu yalnızlık hissi, modumuzun düşmesine ve olumsuzluklardan daha kolay etkilenmemize neden oluyor. Bunu artık bildiğimize göre, bu gibi zamanlarda, olumsuz duygusal salgına nasıl tepki vereceğimiz konusunda daha fazla farkındalık sahibi olabiliriz. Evden çalışıyor ve kendimizi izole ediyor olsak bile bunu yapmak mümkün. Kontrol tamamen bizde! 

İyi haber şu: Çaresiz değiliz. Duygusal salgının nasıl işlediğini anladığımızda, onun olumsuz versiyonuna karşı farkındalığımız da artıyor. Onu engellemenin yolu da kendi içinde saklı. Evet, endişenizde haklısınız ama olumsuz duygusal salgının nasıl işlediğini anlamak, onunla başa çıkma yolunda size büyük fayda sağlayacak. Geçerli nedenlere dayanan endişelerinizin, diğerleriyle etkileşime girdiğiniz zamanlarda hızla arttığını görmeye başlayacaksınız ve bunun farkında olmak, size, ona karşı bir şeyler yapma gücünü verecek. 

Başlangıç olarak, gerçeklerden değil de korkudan beslenen ortamlarla ilişkinizi azaltın. Örneğin, sosyal medyada veya iş veya arkadaş ortamınızda spekülasyona dayanan veya kıyamet alameti haberler paylaşan kişilerdense, kanıtlara dayanan, gerçek bilgiler paylaşan kişilerle iletişime girmeyi tercih edin. Doğru bilgiler paylaşan kişilerle telaşa kapılmış kişileri ayırt edebilmek bu noktada büyük önem taşıyor.

Bu, kafanızı kumun altına gömmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Aksine, tetikte olmalısınız. Ancak, kaynaklarınız konusunda akıllı seçimler yapmanız gerek. Güvenilir sağlık ve davranışbilim uzmanlarını dikkate alın. Uzun zamandır tanıdığınız bir doktor, hemşire, Dünya Sağlık Örgütü veya Ulusal Sağlık Enstitüsü gibi kişi ve kuruluşları takip edin. Uzmanların önerilerini yerine getirin, ancak önerilenden fazlasını yapmanız gerektiği hissine de kapılmayın. Bu aşırı tedbir hali de sizde ve çevrenizde olumsuz duyguların, yani tedirginliğin artmasına neden olacaktır. 

İkinci kural ise şu: Kendinizi ve çevrenizdekileri bu viral salgından korumaya çalışırken, aktif bir şekilde olumsuz duygusal salgını önlemeye odaklanın. Bunu yapmanın en güzel yolu, duygusal “temizliğe” önem vermektir, yani olumlu duyguları ön plana çıkararak, kötü olanları yok etmek. Sizin için en uygun olan yöntemi kullanarak sakin kalın. İster kitap okuyarak, ister yapboz yaparak, ister camdan dışarıyı izleyip düşünerek, ister müzik dinleyerek dinginlik sağlayarak... İnsanlar, bu davranışınızı “taklit” edecek ve bu taklit olumlu duygusal salgına neden olacaktır. Araştırmalar, olumlu duygusal salgının da en az olumsuzu kadar güçlü olduğunu göstermekte. 

Egzersiz yapmak, sizin için değerli olan bir konuda gönüllü bir aksiyon sergilemek, kibarlık göstermek, farkındalık meditasyonu yapmak, insanlarla -internet üzerinden de olsa- kaliteli sohbetler etmek, modunuzu yükseltmeye yardımcı olan çeşitli eylemlerdir. Umut hissi, korku hissinden daha değerli ve güçlüdür. Amaçlı bir şekilde iyimserlik ve minnettarlık sergilemek, uzun vadede bize refah sağlayan önemli hislerdir. Bu zor zamanlarda, olumlu hislere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Yukarıda bahsedilenleri yaparak olumlu hissetmenize yardımcı olacak, araştırma temelli birçok kaynağa internet üzerinden ücretsiz olarak ulaşmanız mümkün. 

Henüz etkili bir Kovid-19 aşısı veya tedavisi bulunamamış olabilir. Ancak, hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapma gücüne sahibiz. Kendimizin ve çevremizdekilerin iyiliği için sosyal mesafeye dair önerileri dikkate alabilir, mümkün olduğunca sakin kalabiliriz. Olumsuz hisleri azaltıp, olumlu hisleri arttırabiliriz. Bu belirsiz durumun içerisinde, birbirimize yapabileceğimiz en büyük iyilik, olumlu duygusal salgını mümkün olduğunca çok kişiye bulaştırmak. 

0532 761 43 57    info@egitmen360.com.tr
 

  • LinkedIn Sosyal Simge
  • Instagram
  • YouTube