Kaynak: www.hbr.org 

Tercüme: Rena Bilgin KOÇ

Belirsizlik Karşısında Güçsüz Değilsiniz 
Nathan Furr
27 Mart 2020

 

Bir restoran zinciri işleten arkadaşım, taşımacılık grevi nedeniyle boş masalarla geçen bir aya yakın zamanda geride bıraktı. Kovid-19’un yayılmasını yavaşlatmak için restoranlarının kapatılması gerekmişti. Tabii ki, böyle bir durumla karşı karşıya kalan tek işletmeci o değildi. Dünyanın dört bir yanındaki işletmeciler şu günlerde benzer bir süreçten geçiyorlar. İşlerin durdurulması ve devam eden pandemi nedeniyle, her birimiz belli ölçülerde belirsizlikle boğuşuyoruz.

Geçtiğimiz birkaç yıldan bu yana, belirsizlikle nasıl başa çıkabileceğimiz üzerine çalışmalar yapıyorum. Risk karşısında paniğe kapılmak ve ondan korkup kaçmak yerine, bilinmezlik içerisinde ne gibi olanaklar ve fırsatlar yaratabileceğimize kafa yoruyorum. Bir araştırmamda, yenilikçiler, kurucular, CEOlar ve Nobel Ödülü sahipleriyle belirsizlikle başa çıkmayı nasıl öğrendiklerine dair söyleşiler yaptım. Acil doktorları, kumarbazlar, sörfçüler be startup yatırımcıları gibi hayatlarının önemli bir parçası bilinmezlikle başa çıkmak olan başka kişileri de pek tabii ki araştırmama dahil ettim. 

Öğrendiğim şey ise şu oldu: Belirsizlikle başa çıkma kapasitemizin bir kısmı doğuştan geliyor olsa da, daha büyük ve kayda değer diğer kısmı sonradan öğreniliyor. Belirsizlikle baş etme kapasitesi daha yüksek olan kişiler, daha yaratıcı, daha başarılı ve belirsizliği bir fırsata çevirebilen kişiler oluyorlar. Bu insanların “başa çıkma” konusunda başvurdukları birçok mekanizma üzerine düşündüm ve bunlardan birini girişimci bir arkadaşımla paylaştım.

 

Üzüntü ve onu çerçeveleme, en iyi bunları deneyimleyen kişiden öğrenilir. Kimyager Ben Feringa’nın bana söylediği şuydu: “Eğer belirsizlikle başa çıkmaya çalışırsan, kaybedersin.” Yüzündeki, 2016 yılında Moleküler Makineler ile Nobel Kimya Ödülü’nü kazanana kadar ne kadar çok başarısızlığa uğradığını tasvir eden buruk bir gülümsemeyle şöyle eklemişti: “Kendine  üzülmek için birkaç saat veya birkaç gün zaman tanı, ama sonrasında kendine şunu sor: Bundan ne öğrenebilirim? Üzerinde çalışmam gereken bir sonraki adım ne? Belirsizliğin yarattığı üzüntünü ele alma konusunda direnç kazan.” 

Feringa, durumu onunla başa çıkabileceği şekilde çerçevelemişti. Davranış bilimi, çerçevelemenin verdiğimiz tepkilere olan etkisine vurgu yapar. Seçeneklerimizi nasıl algıladığımız önemlidir. Örneğin, Daniel Kahneman ve Amos Tversky, gerçekle özdeş olan seçenekler sunulduğunda (%5 başarısızlık ihtimali ve %95 başarı şansı olan bir tedavi gibi), olumsuz ihtimali görmezden gelerek olumlu olanı görmeye eğilimli olduğumuzu kanıtladılar. Hepimiz %95’lik başarı ihtimaline odaklanıyoruz. Bu ve bunun gibi birçok çerçeveleme, çoğu zaman tarafsızlığı bozsa da, bu durum avantajımız için kullanılabilir. Araştırmamda yer verdiğim kişiler bunu yaptılar. Karşılarına çıkan zorlukları çerçeveleyerek onlarla başa çıkmayı kolaylaştırdılar.  

Aşağıda, araştırmamda sıkça karşılaştığım bir takım çerçeveler ve onların kendilerini ifade etme yöntemleri yer almakta:

Öğrenme – Bu zorluktan neler öğrenebilirim? Feringa’nın yaptığı tam olarak buydu.

Oyunlaştırma – Üzüntü oyunun bir parçasıdır. Kendimizi bir şeyi kaybettiğimiz için cezalandırmak yerine; bugün kaybediyorsak, yarın kazanabileceğimizi hatırlamak gerekir. 

Şükran duyma – Sahip olduklarınızın farkına varın. Mesela, bir baseball efsanesi olan Lou Gehrig kariyerinin zirvesindeyken Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığına yakalandığını öğrendiğinde, veda konuşmasında şunları söyledi: “Sevgili sporseverler, geçtiğimiz iki hafta boyunca başıma gelen kötü hastalığa dair haberler okudunuz. Ancak ben bugün, kendimi dünyadaki en şanslı kişi olarak görüyorum… Kötü bir durumla karşı karşıya kalmış olabilirim, ancak yaşamak için çok daha büyük nedenlerim var.”

Gelişigüzel yaşayın – Hayatın büyük bir kısmı gelişigüzeldir. Başımıza gelen şeyler her zaman yaptıklarımızın sonucu değildir. Girişimci Jon Winsor, iş yaşamını, atlattığı büyük çığ tehlikesine benzetiyor. Her ne kadar kendisi ve ekibi bu türden bir felaketin başlarına gelmesini engellemek için gerekli tüm önlemleri almış olsa da, ekibindeki birçok kişi o büyük çığın altında kaldı. O güne geri dönüp baktığında, Winsor şunları söylüyor; “İş yaşamında şöyle bir algı var: Dünyayı kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Ancak, sanırım mesele aslında, dünyayı kontrol ettiğimizi söylemeye çalışıp durmaktansa onu yorumluyor olmakla ilgili”. Başarı ve başarısızlık, sandığımız gibi bizim hatalarımızdan kaynaklanmıyor. Dolayısıyla, üzüntünün sizi yeniden denemekten alıkoymasına izin vermeyin.  

Gözlemlediğim en güçlü çerçeve ise kahramanlık çerçevesi. Bu çerçeveyi Benjamin Gilmour’dan öğrendim. Kendisi Avustralyalı bir film yapımcısı ve eski bir acil hekimi. Bir acil hekimi olduğu yıllarda, kapıdan içeri her girdiğinde, birinin hayatını kurtarmak üzere mi, yoksa kendi hayatını tehlikeye atmak üzere mi olduğunu bilmeden yaşadı. Bununla başa çıkma yöntemi ise şuydu: Bir kahramanmışcasına, belirsizliklerle dolu bir ormanda yolunu bulmaya çalışmak. 

Örneklemek gerekirse, birkaç yıl önce Hayber Geçidi’ne yaptığı bir seyahatte, Pakistanlı otoriteler motosikletine el koymuşlar. Hal böyle olunca yola yürüyerek devam etmesi gerekmiş. Yolda, ailesinin silah işini devam ettirmektense şair olmak isteyen Peştu bir oğlanla karşılaşmış. Oğlanın bu hikayesinden oldukça etkilenen Gilmour, bu hikayeden yola çıkarak yaptığı çok beğenilen iki filme imza atmış: Cennes’da galası gerçekleşen Aslan’ın Oğlu (Son of Lion) ve eski bir hatayı düzeltmek üzere Afganistan’a dönen bir askerin hikayesinin anlatıldığı Jirga. Bu filmlerin bugün var olmalarının ise tek bir nedeni var: Gilmour’un önüne çıkan engeller yüzünden pes etmemesi. Bu engellerden ilki motosikletine el koyulması, ikincisi ise Jigra için sağlanan finansmanın geri çekilmesi ve bu nedenle bazı oyuncuların ve set ekibindeki birçok kişinin görevi bırakmalarıydı. Ama Gilmour pes etmek yerine neredeyse hiç bütçesi olmadan muhteşem bir film ortaya koydu ve bu film Avustralya’nın 2019 Akademi Ödüllerine giriş bileti oldu. 

Gilmour’a onun pes etmeyip yoluna devam etmesine neyin enden olduğunu sorduğumda aldığım yanıt ise şuydu: “Çoğu insan engelleri gördüğünde, onları durmaları gerektiğine dair birer işaret olarak algılar. Ama ben engelleri doğru yönde ilerlediğime dair birer işaret olarak görmem gerektiğini öğrendim. Luke Skywalker’ınkinden Harry Potter’ınkine kadar sevdiğimiz tüm hikayeler, engelleri aşan kahramanların hikayeleridir. Herkes kahramanları sever. Ancak, onları kahraman yapan, karşılarına çıkan engellerdir. Kahraman olmanın tek yolu, engelleri başarılı bir şekilde aşmaktan geçer!”

0532 761 43 57    info@egitmen360.com.tr
 

  • LinkedIn Sosyal Simge
  • Instagram
  • YouTube